X ve Y Kuşağında Ömer'leri bulmak
Sabri Balaman

Sabri Balaman

X ve Y Kuşağında Ömer'leri bulmak

07 Şubat 2021 - 18:17

Aynı yıllarda doğup, aynı çağın koşullarında, benzer toplumsal olayları, sıkıntıları, yükümlülükleri yaşamış kişiler topluluğunu tanımlamak için “kuşak” kavramı kullanılmaktadır.

Bilinen/tanımı yapılan iki kuşak var. Bunlar X ve Y kuşaklarıdır. Bir de bunların dışında tam olarak anlaşılmayan (zor bilinecek) bir kuşak/jenerasyon daha vardır. Her ne kadar bu kuşak 2000 sonrası doğumlular için tanımlanmışsa da, Y kuşağının son temsilcileriyle çevrimiçi olduklarından (başlığımızdan da anlaşılacağı üzere) bu kuşağı 15/25 yaş aralığı olarak kabul etmek, onları anlamak açısından isabetli olacaktır. Bu nedenle çalışmamızın ana temasını Z kuşağının siyasetle müstakbel münasebeti oluşturacaktır. (Z kuşağına bundan sonra Çevrimiçi Kuşak diyeceğiz.)

İnsanların algıları, beklentileri, öncelikleri, hayata bakış açıları ve nihayetinde de davranışları, zaman kavramına bağlı olarak değişmektedir. Her kuşak kendini, farklı zamanlarda yetiştiren ve diğer insanlardan ayıran ortak değerleri oluşturan; aile, sosyal medya, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel birçok faktörden etkilenir. Kuşakların altyapıları, doğdukları çağın mecburiyetleri, geldikleri zeminin değişken duyguları ve en önemlisi de beslendikleri kaynakların zengin/fakir olması bu etkileşime tesir eder. Kuşakları meydana getiren/sınıflandıran faktörler küresel; fakat “etkileşim” lokaldir. Ne demek istediğimizi ülkemiz özelinde, X kuşağının son temsilcileri ve Y kuşağının ilk temsilcilerinin tanık olduğu çarpıcı bir örnekle açıklayalım:

Ülkemiz son 50 yılda ekonomik, sosyal, siyasal, coğrafi, nüfus gibi bir veya birden fazla faktörden ötürü batıya göç /hicret etmek zorunda kalmıştır. Bu sosyolojik kayma beraberinde birçok toplumsal problemler üretmiştir.

- Nüfus dengesizliğine bağlı olarak planlamada, eğitimde arz talep dengesizliği,

- Düzensiz kentleşme,

- Kentlerdeki işsizlik oranında artış,

- Altyapı hizmetlerinde yetersizlik,

- Kırsal kesimdeki yatırımların bilgisizlik ve amacının dışında kullanılması…

Gibi sayısız örnek verilebilir. Göç problemi, yeni milenyum öncesi Türkiye’sinde klasik göç; siyasal, toplumsal ya da ekonomik nedenlerle bireylerin ya da toplulukların bulundukları, oturdukları yerleşim yerini bırakarak başka bir yerleşim yerine ya da başka bir ülkeye gitme eylemidir. Dijital göç; geleneksel nedenlerin, yerini dijital çağın fikirsel transformasyonuna bırakmasıdır. Göçün bu dönüşüm formunun daha anlaşılır bir biçimde izahını şu örneklerle verebiliriz.

X veya Y kuşağı memleketinden ekonomik sebeplerle yurtdışına yahut şehir dışına göç ederken, çevrimiçi kuşak ise, yer değişimine ihtiyaç duymadan, söz gelimi bir yazılım geliştirerek ya da youtuber olarak dijital platformlarda bütün dünyaya ulaşıp, ciddi kazançlar sağlayabiliyor. 

Çevrimiçi kuşak, adeta teknolojinin içine doğan bir nesil olup, her daim online. Sosyal medyada çok fazla etkin olan bu kuşak, reel dünyada aynı etkinliği gösteremiyor. Örneğin sosyal medyada cumhurbaşkanına hakaret eden bir genç, aynı eylemi reel dünyada imkanını bulsa bile gerçekleştirmiyor. 

Çevrimiçi kuşak, “bilgi ötesi toplumun” ilk ürünüdür. Zira şu anki bilgi ve gelişmişlik düzeyiyle ifade edecek olursak, bilgi toplumunun zirvelerine doğru yaklaşıldığını görmekteyiz. Her zirve esasen bir bitişin başlangıcıdır. Böylece yeni bir dönemin ayak seslerini işitmeye başladık bile. Bilgi toplumunda görülen mekânsal daralma, bilgi ötesi toplumunda daha da ilerleyerek, çevrimiçi kuşağında ışınlanma teknolojisinin gelişimiyle madde ile enerji arasında seyahat hâlini almıştır.

Ak Parti Kadrolarının Çevrimiçi Kuşakla İlişkisi;

Ak Parti ilk 10 yıl boyunca değişimi bütün yönetim kadrolarıyla birlikte olabildiğince destekledi ve bunun karşılığını da hem içeride hem de uluslararası sahada ziyadesiyle aldı. 

Son 4 yılda ise Recep Tayyip Erdoğan’ın “yalnızlaştırılması” sonucu değişime direnen ve sadece bulunduğu mevziiyi güçlendirmeyi tercih eden bir “Ak Parti Kadrosu”na tanık oluyoruz. Öyle ki bu yalnızlaştırmanın bir proje olduğu 17-25 Aralık ve 15 Temmuz gibi soysuz girişimlerle anlaşıldı. 15 Temmuz gecesi liderin bir sözüyle tankların önünde bedenini siper eden yüz binlerce insanımız olduğu halde, bazı yöneticilerin nerede olduğu ve saat kaçta saklandıkları delikten çıktıkları iyi analiz edilmelidir.

Hayatını bu coğrafyanın çocuklarına adayan ve bu minvalde küresel emperyalizme/zulme tek başına direnen, bu zalimlerin gözünün içine baka baka “Dünya 5’ten büyüktür” diyen bu ADAM maalesef birçok yol arkadaşı tarafından YALNIZ bırakılmıştır.   

Bu kadrolar, maalesef çevrimiçi kuşağın “anlama tarzı ”na ayak uydurmada da zorlandı. Sözgelimi propaganda ve/veya projeleri 59 saniyede, sloganını da story (hikâye) dedikleri 15 saniye/zaman aralığına indirgeyerek anlatması gerekirken, hâlâ eski Türkiye’nin metotlarına yaslanarak ev sohbetleri, sevgi yürüyüşleri, kahve toplantıları, esnaf ziyaretleri gibi çevrimiçi kuşağın dünyasından uzak yöntemlerle propaganda yürütmektedir. 

Kur’an-ı Kerim’in ifade biçimiyle; 

Herkese eşit mesafede durmak (Adalet)

Tüm makamları geçici görmek (Emanet)

Emaneti layık olana vermek (Ehliyet)

Ortak akıl ile yönetmek (Meşveret)

Şahsi menfaatini değil, kamu yararını gözetmek (Maslahat)

Bu saydığımız ilkeleri, tüm Ak Parti yöneticilerinin şiarı olmadığı sürece, başkan Erdoğan’ın bana Ömer’leri bulun demesi karşılıksız kalacağı gibi bu kuşağın ne dilini yakalayabiliriz ne de bu davayı sürdürebiliriz. 

Vesselam.

YORUMLAR

  • 0 Yorum