KIZILELMA NEDİR ?
Şafak Tunç

Şafak Tunç

KIZILELMA NEDİR ?

28 Şubat 2018 - 18:31

Geçmiş zamanlardan bu yana Türk cihan hâkimiyeti idealini bir anlamda sembolik olarak ifade eden bir kavramdır. Bu tabir çoğunlukla “erişilmesi istenen ülkü, elde edilmesi amaçlanan hayallerde olan yer” anlamında kullanılmıştır. Kızılelma, tarihimizde bazen Türk birliği olarak da telâkki edilmiştir. Ancak Turan ülküsü ile Kızılelma ülküsünün aynı olmadığı hakkında da yorumlar vardır. Turan bu anlamda Türklerin tek bir devlet çatısı altında toplanması olarak yorumlanırken, Kızılelma bütün dünyanın Türk egemenliğine girmesi olarak düşünülmüştür.

 

Türkler, Göktanrı’nın dünya egemenliğini kendilerine verdiğine inanmışlardı. Bu inanç, Bilge Kağan'ın; "Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayız. Yine Bilge Kağan'ın ağzından Türk imanı şöyle ifade edilmekteydi; “Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir.”

Oğuz Kağan'ın doğumundan itibaren O’nun ve soyunun ilâhî bir nurla beslendiği tarihî ve efsanevî kaynaklarda yer almaktadır. Haluk Tarcan’ın Ön Türk Uygarlığı kitabında ön Türklerin kendilerine  “Rabbani Türk” dedikleri ifade edilmektedir. S. Eckhart’a göre ise Büyük Türk Hakanı Attila’nın kendisini ilahi hükümlere tâbi olan ve Tanrının lütfuna mazhar bir kul saydığı meydana çıkmaktadır.

 

Gökten indirilmiş Gök-Börü (Bozkurt) Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Destanı'nda geçen şu mısralar bunu şöyle izah etmektedir: "Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan Nişan olsun bize buyan Bozkurt olsun bize uran"

İstemi Han’ın oğlu ve halefi Tardu Han’ın, Ak-hunları kendi hâkimiyetine alan büyük zaferi üzerine, Bizans imparatoru Bizans İmparatoru Maurikianur'a 598 yılında gönderdiği mektupta geçen; "Dünyada yedi iklimin efendisi ve yedi ırkın kağanı..." ifadesi ile Tuna Bulgarlarının hanı Melemir Han'ın kendisi ve şahsında ifadesini bulan Türkler için kullandığı; " «Tanrıya benzer Tanrı tarafından tahta çıkarılmış Melemir..." ifadesi Türk milletinin İslâmiyet'ten önceki dönemde Tanrı tarafından kutlu kılınmış olduğu inancını göstermektedir. Bu ve buna benzer çeşitli inançlar, Türklerin İslâmiyet'i kabul etmelerinden sonra da devam etmiştir. Kendilerini Tanrı tarafından dünya nizamını sağlamak için gönderildiklerine inanmışlardır

Oğuzlar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından Roma imparatorluklarının hâkimiyeti altındaki diyarların ele geçirilmesi Türkler’in cihan hâkimiyetinin gerçekleşeceği düşüncesine varılması birbirini tamamlayıcı mahiyette ülkülerdir. Bundan dolayı özellikle İstanbul’un fethi bir anlamda kızılelma idealinin gerçekleşmesi şeklinde yorumlanmıştır. Ancak İstanbul’un fethinden sonra da kızılelma ülküsü sona ermemiş kendisine başka hedefler bulmakta gecikmemiştir.  İstanbul’dan sonra kızılelma ülküsü Roma Viyana, Engürüs (Budin) Orta Macar Estergon Kalesi Engürüs (Üstoynj Belgrat), Almanya’da Büyük Kalona(Köln) Kızılelma’sı olarak varlığını devam ettirmiştir.

Esasta Osmanlının ilk Kızılelması, Anadolu'da beylikler dönemine son verip Türk birliğini sağlamak olmuştur. Bunun için çeşitli mücadeleler içerisine giren Osmanlılar, kardeş katline kadar varan büyük fedakârlıklar göstermekten çekinmemişlerdir.

Kızılelma”nın, Türk tarihinin hangi döneminde ortaya çıktığı sorusu tartışmalı ise de, yaygın düşünce, Osmanlı ile birlikte tarihe ve edebiyata mal olduğu, Osmanlı’nın özellikle Batı ülkelerine doğru yürüttüğü cihadın bir sembolü olduğu yönünde birleşmektedir.

Ziya Gökalp’in 5 Şubat 1913 senesinde Türk Yurdu’nda yayımlanan ünlü manzum hikâyesi “Kızılelma” ile bu kavram değişik bir içerik kazanarak gündeme gelir. Tanzimat’tan sonraki yıllarda unutulmaya yüz tutan bu sembole yeni bir anlam kazandırmaya çalışan Ziya Gökalp’te kızılelma bu defa, çökmekte ve dağılmakta olan Osmanlı Devleti yerine bütün Türkler’in bir araya gelerek kuracakları ve yüzyıllardır özlemini çektikleri Turan ülkesiyle eş anlamda kullanılır. Ziya Gökalp’ın görüşüyle kızılelma, Türkün erişilmek ve gerçekleştirilmek istenen bir ülküsüdür.

 

Nihal Atsız, kızılelma ülküsünün Osmanlı devletinin parlak zamanlarında iyice belirip şekillenmiş olması ve çağlar boyu halk nezdinde hiç kaybolmadan sürüp gelmiş olan bu sırlı bilginin kökeninin ilahî olduğu konusunda ısrarla durmuştur. İbrahim Kafesoğlu: “Bizim ordularımız, tarih boyunca biri millî, diğeri insanî olmak üzere, çift vazife ifasına çalışmıştır. Türk ordusunu diğer ordular arasında çok yükselten insanî vazife, büyük milletimiz tarafından Kızılelma tefsiriyle ifadelendirilmiştir.” sözleriyle Kızılelma’yı Türk ordusunun manevi hedefi olarak görmüştür. İsmail Hami Danişmend: “Eski Türkler, Osmanlı imparatorluğunu üç kıtanın birleştiği yerde kurmadan, önce millî vicdanlarında kurmuşlar ve bütün askerî hamlelerinde işte o büyük ülkünün, gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır. Ana vatana her taraftan genişleyen manevi bir harita çizilmiş gibidir. Gönüllerde yer alan bu haritanın türlü istikametlerdeki büyük merkezlerine hep Kızılelma-Kızılalma adı verilmiştir. Türkün yüreğindeki coğrafyanın merkezlerine Kızılelma denir.” diye, hükmünü vermiştir.

 

Doğu Roma tarafından imparatorun sağ elinin sihirli bir güçle donanmış olduğuna, sol elinde bulunan altınla kaplı bronz kürenin de devletin mutluluk ve ıstırabını sembolize ettiğine inanırlardı. Şehir halkı bazen heykelin önüne gelip ümit ve korkuyla şehrin geleceği üzerinde düşüncelere dalarlardı. 1317 senesinde meydana gelen bir olay halkı büyük bir endişeye ve korkuya sürüklemişti.  Kürenin üzerinde bulunan haç bir fırtına sırasında düşmüş daha sonra elma biçimindeki top da yere düşerek parçalanınca bu durumdan devletin yakında parçalanıp yıkılacağı yorumuna ulaşılmıştır. Diğer bir başka rivayete göre ise heykelin elindeki top Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u kuşatmasından kısa bir süre önce düşmüş, İmparator Konstantin iki defa onu tekrar yerine koymayı denemişse de bunu gerçekleştirememiştir. Bazı Hıristiyan seyyahlara göre cihan hâkimiyetinin tılsımını taşıdığına inanılan altın küre Bizans İmparatorluğu’nun uğuru sayılıyordu. XV. yüzyılda heykelin yıkılması ve kürenin yere düşmesi birçok ülkenin elden çıkacağına, bu ülkelerin Türkler tarafından fethine ve imparatorluğun çöküşüne işaret sayılmıştı. Gerçekte ise bu elma İstanbul’un Türklerce fethinden çok önce kaybolmuştu. Seyyah Clavijo, 1403’te bunun hâlâ yerinde olduğunu söylerken Bavyeralı Knappe Schiltberger 1427’de artık onu orada görememiştir. Evliya Çelebi ise Hz. Muhammed’in doğumu sırasında Nemrud’un ateşinin söndüğünü, Tâk-ı Kisrâ ile birlikte Ayasofya ve Kızılelmayı Rûm Kubbesi’nin de çöktüğünü yazmaktadır.

 

İstanbul’un fethinden sonra Türk ülküsünün nazarı Roma’ya yönelince burası bir kızılelma olmuştur. Fâtih’in veziri Gedik Ahmed Paşa’nın Otranto seferi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Korfu ve Pulya seferleri, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Reggio seferi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana kuşatması hep kızılelma idealiyle açıklanmaya çalışılmıştır. Kosova Meydan Savaşı’nın kazanılıp Sırbistan’ın Osmanlı topraklarına katılmasında önemli rol oynayan ve babasının yerine tahta geçen Yıldırım Bayezid cülûs tebriki için Edirne Sarayı’na gelen Venedik, Ceneviz ve diğer İtalyan devletlerinin barış ve ticaret anlaşmalarını yenilemek isteyen elçilerine, Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaretin tabii bir hal olduğunu söyledikten sonra anlaşma yapılmasını reddetmiş ve, “Roma’ya kadar gidip Saint Pierre Kilisesi’nin mihrabında atıma yem vereceğim” sözleriyle Roma kızılelmasının, henüz doğu kızılelması (İstanbul) fethedilmeden önce Türk ülkesinin haritasına girmiş olduğunu resmen ilân etmiştir.

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar