Reklam
  • Reklam
Kudüs'e niyet Sultan Abdülhamit
Mustafa Sabri Beşer

Mustafa Sabri Beşer

Kudüs'e niyet Sultan Abdülhamit

13 Şubat 2018 - 09:44

Ezberin dışında, görmemek adına at gözlüğünün kullanıldığı alan ve zaman algısını bozmaya yönelik taraflara odaklanmış olduğum tespit ve tahliller ile tercumanhaber.org yazarları arasındayım.

Sorunların söylenmediği ya da elzem olarak değerlendirilmediği düşüncesi ile yazılarımı kaleme almaya çalışıyorum. Sorun ya da tahlil odaklı yazılarla felaket tellallığı yapmadan, hayatiyet arz eden cümlelerle buradayım.

Gençlik dönemindeki sancılar ile geleceğe idealist adımlar atmaya çalışan birisi olarak aranızdayım.

Bu girizgâhla beraber bu sayfanın; okuyanlara rahmet, yazı sahibine de hayır olması temennisiyle.

Sultan Abdülhamit Han, Almanya lideri Bismarck’ın “Dünya siyasetinin yüzde beşini ben biliyorsam, yüzde doksan beşini o biliyor’’ diyerek anlatmaya çalıştığı bir lider…

Kendi öz tarihi noktasında ideolojik dürtüler ile yönlendirilmiş kişilere göre, “Kızıl Sultan”.

Hem tarihin hakkaniyetini doğru perspektiften bakarak beslenmeye çalışmış hem de İslam kimliğinin öğretileri perspektifinde vatan aidiyeti bilinci ile bakan kişilere göre yatağın başında bir tuğla bulunduran, gece kalktığında abdestsiz yere basmamaya gayret gösteren bir İslam ve Devlet lideri…

Bundan tam 100 yıl önce darı bekaya irtihal etmiş olan Son Hükümdar Abdülhamit Han ve ayakta kalma çabasının beraberinde diri duran bakiyesinin dönemi; “günümüz”

100 yıl öncesine baktığımızda önümüze çıkan fotoğraf; düşmanları ondan hiç haz etmezler ve bir an önce ortadan kaldırmak için aralarında elbirliği yaparlar. Dışarıdan müdahale yetmediği için içerden, menfaatleri uyuşan, mankurtların yani yerli işbirlikçilerle yaparlar bunu.

Ortadan kaldıramazlar velakin Devletin kalbinden kaldırırlar.

Çok fazla geçmişe dönerek kronolojik tarih bilgileri verecek değilim.

Abdülhamit Han’ın yüzüncü yılı münasebeti ile böyle bir yazı kaleme almayı arzuladım. Aslında niyetim daha yeni yerlerin göklere en yakın olduğu beldeden

gelmiş birisi olarak “Kudüs” merkezli bir yazı yazmaktı. İnşallah bir sonraki yazımı “insanlığın eşitlendiği şehir” Kudüs için inşa etmeye çalışmış olacağım.

Neden insan denen kutsal varlık tarihin izlerinden ibret alarak hayat idame ettirmek yerine tekerrüre düşer ki?

Efendimiz (s.a.v.) dönemindeki cahiliye alışkınlıkları ve inançları ne kadar geriye giderseniz gidin önümüze çıkacağı gibi ne kadar geleceğe bakarsanız o kadar önümüze çıkıyor.

Cahiliye toplumunda yer almadığımız için güya şükrederiz!

Eleştirdiğimiz, cahiliye adetlerinden günümüz Müslümanları olarak ne kadar uzaktayız?

İslâm hassasiyetinde tarihin mükerrer yaşantısından kurtulamayan bir toplum siyasî tarihin tekerrüründen de kurtulamaz diye düşünüyorum.

Günümüze bakıldığında TSK’nın Afrin’e yönelik başlatmış olduğu güvenlik merkezli harekâta yönelik o kadar fazla eleştiri var ki insan şaşırıyor açıkçası.

Özellikle bu muhalefet dilinin bir siyasi jargon kullanılarak vatanının liderliğini koltuk altına aldığı kefen ile yapan Cumhurbaşkanımıza yönelik olması meselenin harekâta yönelik değil iktidara yönelik olduğunun göstergesi.

İsimler giderler yaptıkları hizmet arkalarından devam eder.

Hızlıca Türkiye geçmişine bakıldığında ortaya çıkan sonuç; ne zaman muasır medeniyetler seviyesine yükselme gayreti içerisindeysek o zaman yöneticilere eleştiri başlıyor!

Küresel güçlerin piyonları vatan içinden ve dışından eleştiri oklarını yaya geriyorlar!

Yüz yıl öncesi Abdülhamit yönetiminin ağır eleştiriler ve düşmanlıklarla dolu iktidar dönemi.

Osmanlının son zamanları ve muasır medeniyetler seviyesinin çok üstünde hizmetler yapılmakta ama aynı şiddette eleştiri ve düşmanlıklar zuhur etmekte.

Ülke vatandaşı olup da aydın grupların, edebiyatçıların-yazarların, siyasîlerin vs.. çokça eleştirdiği ve düşmanlık beslediği Abdülhamit.

François Georgeon’un dediği gibi, “bugünkü Türkiye’yi anlamak istiyorsak Abdülhamit dönemini bilmeliyiz.”

Günümüzün eleştiri dili ve görüntüsü sanki aynı kadrajın görüntüsü gibi değil mi?

Ulu Hakan tahttan indirildikten sonra takip ettiğimizde kendisini eleştirenlerin okuduğumuz söylemleri var.

Yüzyıl öncesinde eleştiri dilini fütursuzca kullananların nihaî söylemlerine bakarak günümüz için de akılcı ve vicdanlı bir tahlil yapmaları gerekiyor.

Hem yöneticilerin durumunu hem de küresel güçlerin röntgenini net belirleyerek düşünen ve eleştiren toplum olmaz isek sadece bir takım şeylere hayıflanmakla kalırız.

Abdülhamit sonrasında Rıza Tevfik: "Tarihler adını andığı zaman, sana hak verecek hey koca Sultan, bizdik utanmadan iftira atan, asrın en siyasî padişahına."

Edebiyat duayeni Tevfik Fikret pişmanlığını İttihat ve Terakki düşmanlığı ile gösterip; duygularını, meşhur olan “Hân-ı Yağma” isimli şiiri ile anlatmaya çalışmadı mı?

Cumhuriyet Gazetesinin genç yazarı N. Nazif Tepedelenlioğlunun Atatürk tarafından saraya çağırılıp uyarı mahiyetinde kendisine söyledikleri;

“Bak çocuk, yazılarından anlaşılıyor ki, sen Abdülhamit’i sevmiyorsun. Sevme, yine de sevme... Ama şu hakikati de asla unutma ki... Abdülhamit, o devrin dünya devletleri arasında, en büyük siyaset dâhilerinden biriydi. Hangimiz onun yerinde olsaydık, onun yaptıklarını yapamazdık."

Emin olun bugün eleştirenlerin hemen hepsi düşmanlık ve eleştirilere istinaden pişmanlıklarını dile getiren söylemler içerisine girecektir.

Bu vesile ile 1918/2018 Abdülhamit Han yüzüncü vefat yıldönümünde rahmetle Ulu Hakanı anıyorum..

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar