Temmuz 1993 Madımak/Başbağlar
Güven Yılmaz

Güven Yılmaz

Temmuz 1993 Madımak/Başbağlar

03 Temmuz 2018 - 00:06

Duygu sömürüsü yapmayacağım.

Hayır! Siyasiler gibi acılarınızı kullanıp oy da devşirmeyeceğim. Bilirim güzel ülkem hep Temmuz ayında girer böylesi sınavlara ve yine bilirim Temmuz’u kurak ve sıcak olmaktan öte kanlı ve kavgalıdır da!

Fakat yok böyle kaygılarım!

Farklı bir yaklaşım bu... Hadi hatırlayalım doksanlı yıllarda Türkiye’de ne oldu?

Seksenlerin çalkantılı dönemlerinden çıkıp, teknolojiyle yeni yeni tanışan, siyaseti hayatının her alanına yerleştirmekten vazgeçip, var olan yoksulluktan kurtulmak için atılım yapan Türkiye’de toplum geçmişe nazaran bir nebze normalleşme süreci yaşıyordu. Devletin içinde ise işler karışık tabi. Bir yandan geçmişten kalan kurum çatışmaları bir yandan yapı içinde yapı, suikastlar, faili meçhuller… Saymakla bitmez.

Bunlardan ziyade ortada bir kitle var. Bu kitle sözüm ona diğer ‘medeni’ ülkelerin seçmen kitlesinden farklı. Düşünen, takım tutar gibi parti tutmayan, kızdırıldığı zaman ilk seçimde hükümete haddini bildiren, ticaret kaygısı olmayan, okumuş, entelektüel bir kitle.

Buna karşın bir kitle daha var. Diğerleri kadar okumuş olmasalar da onlarla aynı ortak noktalara sahip. Gerektiği zaman kendisinin ve aile yaşantısının tam zıttı olana oy vermekten çekinmeyen, eleştiren, sorgulayan, beka derdine düşmüş güzel ülkemin güzel çocukları.

Günümüzde bu iki kesime de; ‘gezgin seçmen ya da kararsız kitle’ diyor edepsizler!

Sivas olaylarında önce tüm bilinmezlikleriyle birileri yurdumda operasyon yaparken, bütün kavgalarına rağmen ortak payda olan ‘memleket derdinde’ buluşan bu iki kitleyi birbirinden ayırıp, net bir oy potansiyeli yaratamayan kişiler, mezhepsel duyguları kullanarak hiç olmaması gerek bir şey yaptı. Ellerine müthiş bir fırsat geçmişti! Bir tarafın aklına ‘Anma Töreni!’ sokup diğer tarafa ‘Kâfirler…’ diye fısıldandılar. Neticesinde üst akla sahip herkesin bas bas bağırarak

uyarmalarına rağmen malum olaylar yaşandı. Önce Madımak sonra Başbağlar.

Bir yanda sanat camiasının önde gelenleri ve toplumun aydınları, diğer yanda Anadolu’nun bütün saflığını tohum tohum içinde büyüten köylüler. (Aydın kelimesini kullanırken Aziz Nesin’i tenzih ederek söylüyorum. Çünkü bana kalırsa kendisi hiçbir zaman bu ülkede ‘aydın’ sıfatını hak etmiyor.)

İlk defa mezhep kavgaları bu kadar ‘alevli’ yaşanırken yine ilk defa bir terör örgütü çıkıp hiç hakkı olmadığı hâlde diğerinin intikamını almaya kalktı. Bu arada Madımak’ın önünde ki dört PKK’lı teröristi de göz ardı ettim sanmayın.

1993 yılının Temmuz ayında bütün temsiller yok oldu. Aydın olmanın şartları ‘solcu ya da alevi’ olmaktan geçerken, sağ cenahın demokratik çocukları köylülükleriyle alay edilip ötelendi. Siyasal İslamcılık toplum içinde ilk defa bu kadar yer bulmuştu kendine ve yanlarında duran bu kitle ilk defa bu kadar gerçekti…

Öyle bir oyun oynandı ki bu ülkede; ekseri Türkmen olup, sosyal hayatında diğerinden hiçbir farklılığı olmayan alevi gençleri bir daha hiç milliyetçi yapamadık. Diğer taraftan dini hassasiyetleri sebebiyle refleks gösteren ve daha hiçbir şey açıklığa kavuşmadan başka bir zulme kurban giden köylüleri, su altında timsah gibi bekleyen cemaatlere kurban ettik.

Erbakan Hoca ile Tansu Hanım koalisyon kurdu, iş üç sene sonra ipinin ucu nerede olduğu belli olmayan, sadece varlıklarıyla bile her kesime tehdit unsuru olan Aczmendiler’e kadar gitti. Tanklar Sincan’a yürüdü. Hükümet etkisizleştirildi. Mesut Yılmaz Başbakan olmuştu ki o da bir gensoru ile düşürüldü. İdari bir kararla başörtüsü kamusal alanlarda yasaklandı! Bu arada her kesimden kişilere suikastlar hiç bitmedi. Hee unutmadan Fethullah Gülen’in meşhur kasetleri patladı. İslamcılık ‘ılımlandı.’

Yıllardır bir türlü rayına girmeyen tekerler dönüyordu artık. O ortadaki canım kitlelere siyasal etiketler yapıştırdık. Her birine bir kafes, her birine bir temsil. Doksanlar bu ülkede beyin göçünün en yoğun olduğu yıllardı. Göz kamaştıran zekâya sahip gençler kaçtı bu ülkeden. Seçimler futbol

müsabakalarına döndü. İktidara sahip olmak; millet için çalışmak anlamına gelirken algı değişti. İktidara sahip olmak güç demekti, kadrolaşmak, adam kayırmak, ihale kapmak anlamlarına geliyordu.

Doksanlardan bu yana çok bir şey değişmedi, hâlâ üstümüzdeki siyasal etiketlerden toplum olarak kurtulamıyor, seçim günleri sandığa giderken seçmen değil taraftar oluyoruz. Teknoloji gelişti her bilgiye rahat erişiyoruz ama iş üretime gelince yapmıyoruz. Beyin göçünü durduramıyoruz, farklı isimlerdeki cemaatler hâlâ tertemiz çocuklarımızı kullanıyor.

Hülasa demem o ki; benim acım Madımak’tan da Başbağlar’dan da büyük dostlarım. Benim acım; içimde sönmeyen bir ateş, kanayan bir yara…

 

@guvenyilmaz_

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar