*AÇILMAYAN KANATLAR*
Akgül Polat

Akgül Polat

*AÇILMAYAN KANATLAR*

21 Ocak 2018 - 11:43

Masmavi gökyüzünün altında, gözlerini göğe dikmiş duran bir bakış! Kolları iki yanına düşmüş. Yüreciğinin üzerinde bulutlar karış karış. Gözlerini her kapatıp açtığında bir damla düşüyor toprağa. Kahverengi toprak arada bir alacalanıyor bu göz yaşlarıyla. Masmavi gök ve altında yalın ayak bir kız! Sırtında gümüşten kanatları birazdan göğe uçacak gibi kalkık parmak uçları.

Gökyüzünden birazdan kuşlar geçecek. Kanat seslerinin olduğu yöne çeviriyor bakışlarını. Havada zikzaklar çizerek yaklaşıyor minik kuşlar. Kızın önüne doğru uçuyorlar. Kız elini sırtında, kanatlarında gezdiriyor. Özenle bakıyor, şöyle bir silkinip katılmak istiyor onlara. Fakat nafile, kanatları açılmıyor. Hüzünlü gözlerinde buğular artıyor. Kuşlar git gide uzaklaşıyor. Bir

elini istemsizce hava ya kaldırıyor. Güle güle der gibi sallıyor elini fakat durun bekleyin demek ister gibi. O bakışların, kelimeleri anlaşılmıyor.

Kanatları bembeyaz. Sanki anka gibi. Belli oluyor, parlıyor uzaktan. Sanki zümrütten kaftanını giymişte, uçacak melekler gibi birazdan. Parmak uçlarında dimdik kalkıyor biraz yürüyor, göğe bakıyor. İlerlemek için çabalıyor. Habire kendini boşluğu kucaklarken buluyor. Nefes nefese kalıyor ama bir türlü göğe kavuşamıyor. Kanatlarının kendine ihanet ettiğini düşünüyor. Daha bir kıpırdanma bile olmayışına kızıyor. “Ellerini hava ya kalkıyor. Gözlerini yere indiriyor bir dua dökülüyor bakışlarından. Bu kanatları ne olur toparla! Uçmak isteyeni tutanlar var, bizi gökyüzünden koparma!” Der gibi yakarıyor.

Tekrar kanat çırpma sesleri geliyor uzaklardan. Bu defa olur umuduyla yöneliyor seslerin geldiği tarafa. Önünden geçen kuşlar değil bu defa. Kanadı açılan, havada süzülen insancıklar onun semalarında kanat çırpıyor. Kalbi heyecanla çırpıyor. Sesi olsa seslenecek beni de alın aranıza diyecek fakat sesi çıkmıyor. Ellerini kaldırıp görsünler diye sallıyor fakat gören olmuyor. Kendi kanatlarına bakıyor bir de onlarınkine. Çaresizce sorunun ne olduğunu düşünüyor. Fakat durmadan da el sallıyor. Göğe kavuşmuş insanlar bir türlü bin bir güçlükle havalandıkları yere bakmıyor. Kanatlarını açabilmişlere bakıyor hevesle ve gıpta ile. Kanatlarını açamayışına üzülüyor. Daha ne kadar bekleyeceğini kestiremeyip daha da hüzünleniyor. Ah biri görse elinden tutup onu da havalandırsa diye bakınıp duruyor. Göğe çıksın da belki açılır kanatları diye umut ediyor. Oradan bıraksalar dahi havada düşmeyeceğini düşünüyor.

Gökte kanadı yaldızlı, bembeyaz elbiseler içerisinde melek yüzlü ile göz göze geliyor. Onu gören bu melek yüzlü insancık vicdana geliyor. Canhıraş bağıramayan fakat sessizce haykırana doğru yöneliyor. Kendi kanat açma çabalarını, acısını , çaresizliğini hatırlıyor. Belki diyor beni gören olmadı, ellerimden çekip havalandıran olmadı, belki ben onu gök ile buluştururum. Birden gök ile yer arasında az bir mesafe kala bocalıyor durduruyor kendini. Ya yere doğru indikten sonra bir daha havalanamazsam diye endişe bürüyor benliğini. Yalvaran gözlerle bakıyor aşağıdaki. Bakışlarını kaçırıyor ama nafile bir kere vicdanı gem vurdu düşüncesine. Sendelemelerine rağmen, ihtimallere, ruh sancısına rağmen yer ile buluşmakta daha fazla gecikmiyor.

Bu süre de bizim zümrüt kaftanlı kızımızın kalbi çıkacak. Gökyüzünden biran ayırmıyor bakışlarını. Gözyaşları sel gibi damla damla deliyor toprağı. Ha geldi ha gelecek! Kalbi yerinden fırlayacak, ondan önce göğü bulacak diye korkuyor. Hiçbir gelen böyle karşılanmadı. Elleri, ayakları titriyor. Açılmayan kanatlar çoktan unutuldu. Bir eli eline değse, gök ile buluşanın, yerden kesilecek parmak uçları.

Kanadı yaldızlı iniyor bu sırada gece karanlığı kaplayan yere. Bir anda fırtınalar kopuyor. Kuşlar sağa sola savruluyor. Ay da olmasa zifiri kalacaklar, kaybetmekten korkuyor. Karanlıkta bir gölge gibi koşarak tutuyor elinden zümrüt kaftanlının. “Sakın… diyor! Sakın kanadımın açılmamasından! Ben seni çekerken dua et, dua edelim durmadan. Açılmayan kanattan, uçma kabileyeti verildiği halde uçamayandan Allah’a sığın! İlkinde zoraki açtığım kanadımın şimdi açılmamasından korkarım.” Dua ile sımsıkı tutuyor kız gelenin ellerinden.

Ha oldu ha olacak. Kalpler heyecandan durdu duracak. Neden sonra ayaklarının toprağın bağrından uzaklaştığını hissediyor. İşte gök şimdi daha yakın geliyor. Gözlerini kapatıp daha içten, daha içten dua ediyor. Hadi ey gök tut elimizden! Bir iki sıçrama, ardından rüzgarın üzerine biniyor berikinin kanatları. Göğe yolculuk başlıyor durmaksızın. Havalandıkça geriliyor kızında kanatları. Havalandıkça açılıyor. Sanki rüzgarı içine hapsediyor. Sanki o kanatlar değil açılmayan! Bir an da kız, yaldızlı kanatlının ellerini zor tutar vaziyette havalanıyor. Bir an da açılıyor onun da kanatları. Bembeyaz bir ışıkla aydınlanıyor ruhu. Bu artık sevinç değil. Huzura boğuluyor yüreciği. Derin derin bakıyor göğe. Buluştuğu eşsizin bağrında süzülüyor sakince. Gözyaşları artık yağmur olmuş yağıyor. Kanatlarından kar taneleri dökülüyor. Yavaşça bırakıyor şükranla yaldızlı kanadın elini. Yüreğinden bakıyor ona. Yüreğiyle selamlıyor. Yükseldikçe ruhu kendini buluyor. Nefesinde ki eşsizliği, zihninde ki ilahi zevkleri, basiretinde ki kapalılığın farkına varıyor. Yükseldikçe var oluyor! Göğe karıştıkça yeniden yeşeriyor. Gözlerini kanatlarına çeviriyor. N asılda büyücek açılmış, nasıl da parlıyor! Hayretler içerisinde kalıyor. Duasına şükrü de katıyor. Git gide büyüyor, büyüyor ve gökten bir zerre oluyor. Göğsünde biriken var olma heyecanı ile yeryüzüne zerreler halinde yağıyor… yağıyor… yağıyor…!

 

Akgül POLAT

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar